CHP belediyeleri “tarikat hayaletini” Anadolu’dan kovabilir!
Altın fırsat olabilir. Pazar günü yapılan seçimlerde yönetimi almış CHP’liler; “özgürlük-eşitlik-adalet-dürüstlük-şeffaflık” ayakları üzerinde yükselen ve “belediye harcamalarında vatandaşın kör kuruşunun bile hesabını veren” bir belediyecilik geliştirebilir.
Örnek olur.
Yenilik olur.
Değişim olur.
Halkın hayrına olur.
2 büyükşehir, 13 il ve 170 ilçede; “eşitlikle-özgürlükle-adaletle-vicdanla” çalışan; yolsuzluktan, çürümeden, arsa dişlemeden, asfalt ziftlenmeden, sayaç tırtıklamadan, imar rantı peydahlatıp rüşvet alarak yandaşları zengin etmeden, halka pahalı su, pahalı doğalgaz satmadan, doğalgaz paralarını toplayıp üstüne yatmadan, eş-dost-hısım-akrabayı kadrolara doldurmadan, belediye ihalelerini partili müteahhitlere peşkeş çekmeden; bozulmamış, rüşvete batmamış, politikayı geçim aracı görmemiş; yoksulun, kimsesizin, mağdurun, garibanın, fakirin, acı çekenin yanına koşan bir belediyecilik geliştirilebilir.
Ben size metro yaptım.
Ben size park yaptım.
Ben size ev yaptım.
Ben kömür verdim.
Ben iftar çadırı kurdum.
“Ben... Ben... Ben...” diye siyaset hindisi gibi şişinmeyen fakat “Ey şehir halkı... Bu harcadığım para benim değil senin parandır... Ben senin paranı israf etmeden, yemeden, yedirmeden harcıyorum... Ve sana hesap veriyorum” diyen, bunu hissettiren, ülkenin her yanında fakat özellikle Güneydoğu, Doğu ve Orta Anadolu’da; “tarikatlara da hayır, tepeden inmeciliğe de hayır, Allah’ı siyasete alet edenlere de hayır, Mustafa Kemal’i istismar edenlere de hayır, feodal ilişkilere de hayır, aklını ve gönlünü bölünmeye vidalamış ayrılıkçı etnikçiliğe de hayır” diyen bir belediyecilik rüzgârı eserse CHP’nin önünde ne tarikat kalır, ne cemaat kalır, ne hocaefendiler, ne şeyhler, ne pasaklı feodal ağalar, ne ayrılıkçı etnik güçler, ne Kemalizmi istismar eden uğursuzlar kalır.
Şehrin meydanlarına.
İlçenin girişlerine.
Dev ekranlar kurulmalı.
Dev ekranlarda ışıklı yazılar; “Ben CHP Belediye Başkanı Selami, Aziz, Hamdi, Ateş Ünal... Başkan olduğumda eşimin bir ucuz Renault’su vardı, şimdi Audi 8’e biniyor, bunun parası şuradan gelmiştir... Baldızım kirada oturuyordu şimdi 500 metrekare süper lüks kendi villasına taşındı, kaynağı şudur... Oğlum bursla okuyordu şimdi gemi aldı, kaynağı şuradandır...” diye yazılmalı.
Dev ekranlarda!
Radyolarda!
TV’lerde!
Gazetelerde!
Her gün, her hafta, her ay; bütün yıl boyunca; “Ben CHP’li belediye başkanı, senin paranla sana su getirdim. Metreküpünü 5’e malettim. Bak öbür partinin belediyesi 10’a maletti... Ben parkın metrekaresini 1’e malettim... Öbürü 2’ye maletti... Ben belediyenin doğalgaz dağıtım şirketini çok verimli çalıştırdım, sana doğalgazın metrekepünü 10 kuruş daha ucuza sunuyorum...” diyebilecek becerileri olmalı. Bu yenilik, samimiyet, dürüstlük, şeffaflık Orta Anadolu’ya, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya da kulaktan kulağa yayılır; buradaki tarikat-cemaat-Kürt feodal ağa hayaletini kovar götürür. Tarikat, cemaat kulluğundan çıkılır, Cumhuriyet vatandaşlığına gelinir, “bölünmeden parçalanmadan Kürt’ün Kürt’lüğünü, Türk’ün Türk’lüğünü birlikte yaşadığı şehirler” oluşur.
Altın fırsat geldi.
Tarihi imkân doğdu.
CHP, Ankara’da Meclis’e seçilmiş milletvekileri ile “iktidara hesap soran” bir yapıyı yükseltirken, belediyelerde de “harcanan her kör kuruşun hesabını veren” bir tutarlılığı sergileyebilir.
Amacım akıl öğretmek değil.
Sadece bir öneri getirmek.
ÖZÜR: Dünkü yazıda Edirne CHP Belediye Başkanı’nın soyadını “Sepetçi” diye yazmışım, doğrusu “Sedefçi” olacak. Ayrıca son 20 yıldır seçimlerde CHP oyları yüzde 10’un üstüne çıkmayan 38 il içinde; Düzce, Tunceli, Ordu, Kastamonu, Rize’nin de adı geçti. Bu kentlerimizde CHP yüzde 10’un birkaç puan üstüne çıktı. Yazının ana fikrini değiştirmeyecek bu dikkatsizliği de düzeltirim.