blog-image

CHP – AKP HÜKÜMET GÖRÜŞMELERİ

CHP – AKP Hükümet kurma görüşmeleri sırasında başta TV’ler olmak üzere basın yayın kuruluşlarının neredeyse tamamının yalan, yanlış, yanıltıcı haber yaptıkları ortaya çıktı.
Bir aydır yapılan heyetler arası görüşmelerde CHP temsilcilerinin AKP temsilcilerine ülkenin sorunları ve çözüm yolları hakkında bilgi verdikleri, koalisyon görüşmesi yapılmadığı ortaya çıktı.
Ülke insanının ekonomik, sosyal, kültürel, sağlık, eğitim, güvenlik, adalet, işsizlik, gelecek sorunlarının çözümü için görevli siyasiler ne yazık ki 7 Haziranda halk tarafından birlikte yönetin mesajını yok saymışlardır. Yıllardır ağızlarda pelesenk yapılan MİLLİ İRADENİN aslında çiğnenen sakız markası olduğu da ortadır.
Siyaset simsarlarının Parti, kişisel hırs ve çıkarlarını esas alarak yapmış olduklarının tamamı vicdansızlıktır. Çöplükten ekmek toplayanlarla, lüks araba sırasının aynı kentte yaşandığı ülkemizde kandan, kinden, terörden, savaştan medet umar hale gelen siyasilerin, yöneticilerin yaptıkları en basit tanımıyla aymazlıktır, sorumsuzluktur.
Koalisyon görüşmelerinin olumsuzlukla sonuçlanmasının belki de en önemli sonucu; birkaç tanesi dışında seçilen milletvekillerinin milletvekilliğini hak etmediklerinin ortaya çıkmasıdır. Kısa süre içinde kimliklerinin, kişiliklerinin, ilke ve hedeflerinin ne olduğunun ortaya çıkması açısından belki de çok iyi olmuştur.
Şimdi seçim meydanlarında AKP, MHP, HDP ne diyecekler çok merak ediyoruz. 

blog-image

ÜLKE NEREYE GİDİYOR? CHP NE YAPIYOR?

Ülkemiz 12 yıldır kesintisiz AKP tarafından yönetiliyor. Demokrat parti ile siyasal yaşamda dini söylem ve uygulamalarla yerini alanlar, Adalet Partisi ve ANAP içinde gruplar halinde temsil edilmiş, partileşme süreciyle birlikte hep iktidarda olmuşlardır. “Laik devlet niteliğinin ve Atatürk devrimciliğinin korunması prensiplerine aykırı” davrandıkları gerekçesiyle 1971 yılında Milli Nizam Partisi kapatılmış, yerine kurulan Milli Selamet Partisi 1973 yılında CHP – MSP koalisyonuyla iktidar koltuğuna yerleşmiştir. Daha sonra da anahtar parti konumunda önemli bakanlıkları hep elinde tutar hale gelmiştir.

Zamanın Milli Nizam, Milli Selamet partilerinin kurucuları, destekçileri, öğrencileri 12 Eylül faşist darbesinin Anayasası ve siyasi partiler ve seçim yasalarını kullanarak 12 yıldır AKP adı altında tek başına ülkeyi yönetmektedirler. Anadolu kültüründen uzak, T.C. Devletini kuranlara karşı her fırsatta düşmanca söylemlerinin ötesinde, hakaret ve iftirada bulunmaktan da geri kalmayanlar; Arap-Emevi siyasal İslam anlayışını ülkede egemen kılmaya çalışmaktadırlar. Her fırsatta bir çırpıda her türlü din, inanç, mezhep, ırk, bölge temelinde insanları isim isim sayarak ayrıştırmaktan geri kalmamaktadırlar.

Bilgi iletişim çağının tüm olanaklarını sonuna kadar haksız yere kullanan, onlarca TRT kanalıyla 24 saat propaganda yapan, yazılı ve görsel basını Devletin olanaklarıyla görmez-duymaz hale getirenler ülkeyi karanlıklara sürüklediklerinin her halde farkında değiller veya uluslararası güçler karşısında çaresiz durumdalar. Aklın, bilimin, vicdanın gerekleri ne yazık ki anlaşılmaz, ulaşılmaz hale gelmiştir. İçerikten yoksun söylemler, anlamı ve anlatımı bozuk bağırıp çağırmalarla kitleleri peşlerinde sürüklemekten geri kalmamaktadırlar. Ne yazık ki ülkeyi yönetme durumunda olan iktidar hak tanımaz cahillerin organize hale gelmiş şekline dönüşmüştür. Belki oe er tehlikelisi budur. Çıkar, güç kullanma, erki ele geçirme, hak edilmeyen zenginlikleri paylaşma, vurgun, talan, yalan, rant adeta kanıksanır hale gelmiştir. Gençler umutsuz, çocuklar çaresiz, insanlar kaygılıdır. Bir avuç haksız kazançla zenginleşenlerin yalanları gerçekleri çarpıtmaktadır.

Okulların imam-hatipleşmesi, dinsel simgelerin hoşgörü, özgürlük adı altında dayatılması, çetelerin, kanlı terör örgütlerinin dokunulmazlığı, işsizlik, yolsuzluk, yoksulluk, şehir rantı, İktidarın hukuk tanımazlığı, kamu kurumlarının denetim dışı kalması, sayıştay raporlarının TBMM’sine gönderilmemesi, yolsuzluk fezlekelerinin rafa kaldırılması, serbest piyasa ekonomisi adı altında bankacılık sistemi aracılığıyla halkın soyulması daha nereye kadar gidecek?

CHP’yi yönetenler, yönetim kademesinde bulunanlar ülkenin karanlığa gidişini sadece izlemektedirler. AKP’li belediyelerin yaptıklarının aynısını CHP’li belediyeler de yapmaktadır. AKP’de ne kadar imar yolsuzluğu, çıkar ilişkisi varsa CHP’li belediyelerde de aynısını bulmak mümkündür. Söylem ve eylemleriyle CHP halk nezdinde itibarını yitirmiştir. Taşeron işçilik sistemine karşıyız diyen CHP, kendi belediyelerinde taşeron işçi çalıştırmaktadır. Ne yazık ki inşaat ruhsatı aldıktan sonra, yapıların çatılarının tekrar açıldığını, milyonlarca dolarlık rant sağlandığını görmekten üzüntü duyuyoruz. Özellikle İstanbul’da rantın en çok olduğu belediyeler CHP’nin elindedir. Bir takım bilinen parti üst düzey yöneticileri genelde iktidar yerine İstanbul’daki yerelde iktidarı yeterli görmektedirler.

Sayın Genel Başkanı seçildiğinden beri her gittiği yerde fotoğraf karelerinin içinde bulunanlar Partiyi bu hale getirenlerdir. Derhal, hemen, hiç vakit geçirmeden CHP’nin vitrini değişmelidir. İlkeli, net, anlaşılır söylemlerle halkın karşısına çıkılmalıdır. Hayatında hiç sosyalist olmayan sosyalistlerle, Atatürk devrim ve ilkelerini özümseyememiş / özümsememiş CHP’lilerle CHP iktidar olamaz.

Özgürlüklerin korunmadığı, hukukun üstünlüğünün savunulmadığı yerlerde insandan ve insanlıktan bahsedilemez. İnsan unsurunu dikkate almayan, beceriksiz, niteliksiz, çoğunun nasıl seçildiği belli olmayan yerel yöneticiler, CHP’den geçinen siyasetçiler belki hak etmediğiniz orunu sağlıyorsunuz ancak; CHP’ye, halka, ülkeye zarar veriyorsunuz. Farkında mısınız?

blog-image

DENİZ GEZMİŞ’İN SAVUNMASI

DENİZ GEZMİŞ’İN SAVUNMASINDAN

Evvelemirde iddianameye karşı diyeceklerim mevcuttur, iddianame kelle istemek için hazırlanmıştır. Yapılan tahliller yanlıştır, hatalıdır, değerlendirmeler keza isabetsizdir. Yalnız biz varlığımızı hiçbir karşılık beklemeden esasen Türk halkına armağan etmiş bulunmaktayız. Bu sebeple ölümden çekinmiyoruz, iddianamede yapılan değerlendirmeler başkana arz ettiğim gibi hatalıdır. 1908 tarihinden itibaren yapılan gelişme, isabetsiz tahlillere tabi tutulmuştur. Giriş kısmı muğlaktır. Açık değildir, bunun hangi manaya geldiğini anlayamadım, neyi kastettiği açık değildir.

Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığıdır. Eğer giriş kısmında korku, gaflet, kurnazlık ve ihtiras içinde bulunanlardan bizleri kastediyorsa, bu doğru değildir. Türkiye’de gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunanlar varsa, bunlar ancak Amerikan Emperyalizmi ile iş yapan çıkarcılardır, iddianame hukuk mantığından ari olarak hazırlanmıştır. Gelişmiş ülkelerin gençliği ile az gelişmiş ülkelerin gençliği terazinin aynı kefesine konmuştur. Ve kız-erkek ilişkileri, içki olayları, toplum baskısından uzak bir yaşama isteği gibi değerlendirmeler vardır. Bunlar doğru değildir. Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığını temin edemedik. Bugüne kadar da bu özlem içinde kaldık. İddianamede bir hususa daha değinmek istiyorum. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasayı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasayı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasanın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasayı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasayı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir.

Türkiye’nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk, varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir.İddia makamı bizim vermekte olduğumuz bağımsızlık savaşına karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına karşı, reformlara karşıdır ve bu nedenle bizim Anayasayı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır. Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil, sizlersiniz. Süleyman Demirel’in Anayasayı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika’ya satmasına ses çıkarılmadı. Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek mecburiyetinde kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteği ile buraya getirildik, dediğim gibi Türkiye’yi bu hale getiren eski neticilerin bütün suçlan bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir. Türkiye’nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk, varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir.

Bizim Anayasayı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Meclisi ıskat amacı gütmüş olsaydık, bunu da söylerdik, hatta gider Meclise de bombayı koyardık. Böyle bir amacımız olsaydı, bunu söylerdik ve yapardık. Daha evvelce de belirtmiş olduğum gibi bizim böyle bir amacımız yoktur, tek yazılı belgede, bildiride bu husus açıkça ortaya konmuştur. Orada açıkça da anlatıldığı gibi bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yine bildiride açıkladığımız gibi yerli işbirlikçiler, hain patronlar yani emperyalizmle işbirliği yapan .patronlar feodal mütegalibe yani bezirganlar, tefeciler, toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur. Eylemlerimiz de savcının iddianamesini yalanlamaktadır.

Karakollarda işkence gören bizler olduk, meydanlarda kurşunlanan gene bizler olduk. Bakanların emri ile hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz, yukarıda anlatılanlar, asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır. Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkiyet hakkım toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. Elli köye sahip bir toprak ağasını Anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkmakla itham edilmekteyiz. Asıl egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir. Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede, bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır.

35 milyon metrekare vatan toprağı işgal altında iken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı, iddianame baştan beri arzettiğim gibi sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymetten ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir.

Ben şunu iddia ediyorum ki hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasanın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk.
Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum.

Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceği

blog-image

SOMA MADEN FACİASI

Yer altı ve yerüstü kaynaklarının tamamı Devletin, yani halkındır. Kendi arazinizin altındaki madenleri Devletten işletme ruhsatı almadan işletemez, satamazsınız. Her şeyimizde olduğu gibi sipariş usulü yapılan yasalarla ulusal yer altı ve yer üstü kaynaklarımız, sularımız adeta kapanın elinde kalmakta, denetimi, işletilmesi ahbap çavuş, eş dost ekonomi düzeni içinde yapılmaktadır. Madenciliğimizin öncü kuruluşu Etibank 1935 yılında kurulmuş, 1998 yılında Dinç Bilgin ve Cavit Çağlar’a satılmıştır. Bugün Etibank sadece bor madeni işletir durumdadır. Zamanında alınan işletme ruhsatları alınır, satılır hale gelmiştir. Zonguldak-Gümüşhane bölgesindeki kömür rezervleri Türkiye’nin tüm enerjisini 120 yıl karşılayabilecek miktarda olduğu kamuoyunca bilinmemektedir. Sondaj, araştırma, yatırım, ekipman, maden sahalarının işletilir hale gelmesinden sonra rödovans sözleşmeleriyle kamu kaynaklarının siyasetçi aracılığıyla peşkeş çekilmesi şeklindeki soygun sürmektedir. Demokrat Parti – Adalet Partisi – Milliyetçi Cephe Hükümetleri – Anavatan Partisi ve bugünkü AKP hemen hemen aynı politikaları izlemişlerdir. Gün olmuş istihdam alanı olarak kullanılmış, gün olmuş maliyetleri şişirilerek veya üretilenler ucuz satılarak kaynakları çalınmış, gün olmuş rödovans sahaları siyasetçilerin yancılarına peşkeş çekilmiş, gün olmuş ruhsat sahaları el altından satılmış, gün olmuş kaynakları kullanılmış, gün olmuş siyasetçiler ve yakınlarının makam odaları haline getirilmiştir. Bugüne kadar madenler hiç şeffaflaşmamış, verimli kullanılmamış, yıllarca sanayi ürünü ihracatı yapıyoruz diye işlenmemiş ham madenler yurt dışına ucuza satılmış, işlenmiş ürünler aynı şahıslarla tekrar geri alınmıştır.

Uranyum, toryum, trona, bakır, kurşun, çinko, kadmiyum, demir, krom, boksit, vanadyum, antimuan, tungsten, molibden, nikel, kalay, altın, gümüş bor, trona, sodyum sülfat, tuz , stronsiyum mineralleri, kaolen, seramik killeri, refrakter, killeriy, wollastonit, magnezit, disten, Aandaluzit, sillimanit, olivin, kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, döküm kumu, mermer, alçıtaşı, kireç, perlit, pomza, Vermikülit. alunit, nadir toprak elementleri , serpiyolit, grafit, barit, talk, zeolit , diatomit, bentonit, florit, kıymetli taşlar, ssbest, titanyum, zirkonyumy, hafniyum, lityum , mika, jeotermal enerji , nükleer enerji hammaddeleri, kömür madenlerini kimler işletir, kimler kimlere satar, ne kadar vergi verilir, ne kadar istihdam sağlar, yurt içi hasılaya ne kadar katkıda bulunur bilen var mı?

2014 Türkiye’sinde her yerde kaçak sigara, korsan taksi, kaçak işçi, kaçak yapı, kaçak elektrik, kaçak yolcu vs. görmek olağan halde iken en sonunda kaza ve işçi ölümü sonucunda Zonguldak’ta kaçak kömür madeni işletmesinin olduğunu da duyduk.

Özelleştirilen ve Soma Holding tarafından işletilen SOMA kömür maden ocağında 13 Mayıs 2014 günü meydana gelen iş kazası vicdanı olan her insanı üzdü. Ölenlere rahmet, ailelerini, yakınlarına ve tüm ulusumuza başsağlığı diliyoruz.

Resmi açıklamalarda birinci günü 17 olarak açıklanan vefat eden işçi sayısı 4. Günün sonunda 292’ye yükseldi. (en son vefat eden kişi sayısı 301 olarak açıklandı ve aramalar sonlandırıldı) Kartla giriş çıkış yapılan maden ocağında 4. Gün itibariyle kaç kişinin çalıştığı, kaç kişinin vefat ettiği, kaç kişinin ocakta kaldığı konusunda bilgi verilmemesi, maden işleticisi / sahibi firmanın AFAT’a bilgileri verdik, gidin onlardan öğrenin demesi, ocağı işletenler ile denetleyen Devletin olaya bakış açısını, niyetlerini ortaya koymuştur. Dün olduğu gibi bugünde çalışanımız, emek harcayanımız ne yazık ki hak ettiği sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmişliğe erişememiştir. İnsanı köleleştiren taşeronluk sistemi emek sömürüsüdür, emek ticaretidir. İnsanın satılmasıdır. Kimse bunu verimlilikle açıklayamaz. Belediyelerdeki temizlik işçisinden, otobüs şoföründen, fabrikalarda üretim yapandan, maden işletmelerine kadar her yerde işçiler -emek- asgari ücret sistemi ve taşeronluk uygulamalarıyla sömürülmektedir. İş güvencesinin kaldırılması, kısa süreli çalışma sözleşmelerinin adeta sisteme dönüşmesi, iş sağlığı ve güvenliğinin yasak savmanın ötesine geçmemesi ülkenin gelişmesi ve kalkınması önündeki en büyük engel haline gelmiştir. Merdiven altı ve kayıt dışı ekonomi yasal çalışanları zora sokmakta, emek sömürüsü insanlık dışı uygulamaların artmasına neden olmaktadır. Vergi ve sigorta primleriyle de Devlet adeta işçi ve işverenleri cezalandırır konuma gelmiştir. Kesin sayısı bilinmeyen Afrikalı, Suriyeli, Iraklı, Afganistanlı, Gürcistanlı, Ukraynalılar başta olmak üzere birçok ülkeden gelen ve inşaat, maden ve tekstil sektörlerinde kaçak çalışanlar çalışma iş barışını bozmaktadır. Zaten ülkemiz insanı da Afrikalı, Suriyeli mülteci durumuna düşmüştür.

Vatandaşın haklı istem ve tepkilerine duyarsız kalan Hükümet, zor kullanarak yurttaşı sindirmeye, korkutmaya çalışmakta, emniyet güçleriyle halkı karşı karşıya getirmeye adeta çaba harcamaktadır. Soma’da madenden yaralı çıkan işçimizin ambulansta çarşaf kirlenmesin diye ayakkabısını çıkarmaya çalışması yurttaşlığın yanında insanlık dersidir de. Devleti yönetirken Devleti soyanların yanında saati 5 (beş) TL’ye çalışarak ailesini geçindirmeye çalışanların hassasiyeti ibretliktir.

Soma’daki katliam gibi facia kaza değildir. Dünde bu duyarsızlık, boş vermişlik, kadercilik vardı, bugün olduğu gibi yarında olacaktır. Bilim ve aklı yok sayarak sadece ve sadece yakınına, yanındakine yani yandaşına kamu kaynaklarını aktarmaya çalışanlar olduğu sürece bunları görüp, duyup, yaşayacağız.

İnsanı merkeze alan, hak ve özgürlükleri öncelikli kılan, hukukun üstünlüğünü savunan, bilim ve aklı rehber edinen nesiller yetiştiremediğimiz sürece kaderimize razı olacak, doğruları söylediğimizde birileri tarafından tekmelenecek, azarlanacak, kimlikler sorgulanacak ve cezalandırılacağız. Devleti yönetenler, Cuma hutbeleriyle iş sağlığı ve güvenliği konusunda hiçbir eğitim ve bilgisi olmyan imimlar aracılığıyla halkı kandırmaya devam edecek, kader diyerek kendilerini sorumluluktan kurtarmaya çalışacaklardır. Psikolojik travma yaşayan acılı ailelerin dini telkinden çok psikolojik desteğe ihtiyaçları olduğunu ne zaman öğreneceğiz?

Facia gerçekleşeli 4 gün oldu, 292 (güncel son vefat: 301) ölü sayısına ulaşıldı, daha fazla olmasından korkuluyor, ne yazık ki sorumluluk üstlenen bir tane siyasetçi ortaya çıkmadı, bir tane kamu görevlisi sorumlu tutulmadı, bir tane işletme sorumlusu, yöneticisi, sahibi Savcılığa çağrılmadı. Tek yapılan Devlet gücünü kullanarak işçileri susturmak, işten atarız tehditleriyle konuşmalarını önlemek. Acılı ailelere bile hoşgörüyle yaklaşamayan, gaz sıkan, tekme atan, susturmaya çalışanların emeğin hakkının yanında olabileceğini düşünmek saflık olacaktır. Enerji Bakanının açıklamaları da haber muhabirliği boyutundan öte gitmemektedir.

Soma’daki katliamla ve benzer olaylarla ilgili olarak diyoruz ki;
1- Öncelikle insan haklarının savunulabilmesi, sorumluların en ağır şekilde cezalandırılmaları için açılacak maddi-manevi tazminatlarda yargı harçları binde 68,31’den binde bire (1) indirilsin,
2- Tüm madenlerde çalışanların hakları hukuki güvence altına alınsın. İş kazası olan işyerlerinden yasayla belirlenecek haller dışında en az 5 yıl süreyle işçi çıkarılması engellensin,
3- İş sağlığı ve güvenliği konusunda öncelikle eğitim çalışmaları yapılsın, ücretsiz sertifika kursları düzenlensin, sertifikasız işçi çalıştırılmasın,
4- İşverenlerin malları işçi ücretlerinin teminatı olsun,
5- İş sağlığı ve güvenliği konusundaki İLO sözleşmeleri işler hale getirilsin.
6- Tehlikeli iş yerlerinde Devletin yanında bağımsız denetim kuruluşları da (Ücreti Devlet tarafından ödenmek koşuluyla) denetlesin,
7- Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar için kişisel sorumluluk getirilsin,
8- Hak ve özgürlüklerin kullanılması konusundaki yasal engeller kaldırılsın.
9- Hükümet yetkililerince Soma’da hayatını kaybeden işçi kardeşlerimize Şehit denildi. Kendilerine aynen katılıyor, Ölenlere ŞEHİT, kalanlara ise GAZİ haklarının verilmesini talep ediyoruz.
16.05.2014
CHP TABAN HAREKETİ.

blog-image

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu olsun.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu olsun.

Emperyalistlerle çıkarları için iş birliği yapanlar işgalci emperyalistlerin Anadolu’nun içlerine kadar ilerlemesini sağlamıştır. 95 beş yıl önce 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal halkı örgütlemek, kurtuluş savaşını başlatmak için Anadolu’ya geçmek için Samsun”a çıktı. İşgal atındaki; İskenderun, Kilis, Antep, Maraş, Elbistan, Urfa, Adana, Mersin, Osmaniye, İzmir, Bursa, Balıkesir, Eskişehir, Kütahya, Afyon, Manisa, Uşak, Denizli, Edirne, İstanbul’un düşman işgalinden kurtarıldı ve ateşkes 11 Ekim 1922’de Mudanya Bırakışmasının (mütarekesinin) ardından 24 Temmuz 1923’de Lozan konferansıyla son buldu.

Atatürk’ün Samsuna çıktığı gün 1935’de Atatürk Günü, 1938’de, Gençlik ve Spor Bayramı, 1980 yılından itibaren Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır.

Ulusal bayramlar arasında bulunan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dansların edildiği, eğlenildiği gün değildir. Sportif faaliyetlerle gençliğin dinamizminin sergilendiği, geçmişin anımsandığı, derslerin çıkarıldığı günlerdir. Her fırsatta Cumhuriyet Bayramı başta olmak üzere ulusal bayramların kutlanmasını engellemeye çalışan AKP Hükümeti 2014 yılında da bayram kutlamasını engelleyecek mazereti bulmuştur. İnsan olan herkesin vicdanını resmi açıklamalara göre 301 insanın yaşamını yitirdiği SOMA Kömür Madeni faciasını gerekçe göstererek bayramın kutlamasını çiçek koyma törenine dönüştürmüştür. Pekala programda çok az değişikliklerle Atatürk’ün Samsun’a çıktığı gün anılabilir, binlerce insanımızın kanlarıyla savundukları vatanın değerliliği anlatılabilirdi.

Dini ve ulusal bayramlarımızın amacına uygun olarak kutlanması ortamının sağlanması Devletin görevidir. Yasaklama ve iptallerle ulusal birlikteliğin çözülmeye çalışılması yanlıştır.
Gençlerimizin bayramlarını kutlarız. Umarız Atatürk devrim ve ilkelerine sahip çıkarak bilim ve aklın ışığında insanlığa ve insanımıza yararlı olurlar.

WordPress gururla sunar | Tema: Spicethemes tarafından geliştirilen Spiko