blog-image

DENİZ GEZMİŞ’İN SAVUNMASI

DENİZ GEZMİŞ’İN SAVUNMASINDAN

Evvelemirde iddianameye karşı diyeceklerim mevcuttur, iddianame kelle istemek için hazırlanmıştır. Yapılan tahliller yanlıştır, hatalıdır, değerlendirmeler keza isabetsizdir. Yalnız biz varlığımızı hiçbir karşılık beklemeden esasen Türk halkına armağan etmiş bulunmaktayız. Bu sebeple ölümden çekinmiyoruz, iddianamede yapılan değerlendirmeler başkana arz ettiğim gibi hatalıdır. 1908 tarihinden itibaren yapılan gelişme, isabetsiz tahlillere tabi tutulmuştur. Giriş kısmı muğlaktır. Açık değildir, bunun hangi manaya geldiğini anlayamadım, neyi kastettiği açık değildir.

Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığıdır. Eğer giriş kısmında korku, gaflet, kurnazlık ve ihtiras içinde bulunanlardan bizleri kastediyorsa, bu doğru değildir. Türkiye’de gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunanlar varsa, bunlar ancak Amerikan Emperyalizmi ile iş yapan çıkarcılardır, iddianame hukuk mantığından ari olarak hazırlanmıştır. Gelişmiş ülkelerin gençliği ile az gelişmiş ülkelerin gençliği terazinin aynı kefesine konmuştur. Ve kız-erkek ilişkileri, içki olayları, toplum baskısından uzak bir yaşama isteği gibi değerlendirmeler vardır. Bunlar doğru değildir. Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığını temin edemedik. Bugüne kadar da bu özlem içinde kaldık. İddianamede bir hususa daha değinmek istiyorum. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasayı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasayı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasanın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasayı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasayı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir.

Türkiye’nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk, varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir.İddia makamı bizim vermekte olduğumuz bağımsızlık savaşına karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına karşı, reformlara karşıdır ve bu nedenle bizim Anayasayı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır. Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil, sizlersiniz. Süleyman Demirel’in Anayasayı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika’ya satmasına ses çıkarılmadı. Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek mecburiyetinde kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteği ile buraya getirildik, dediğim gibi Türkiye’yi bu hale getiren eski neticilerin bütün suçlan bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir. Türkiye’nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk, varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir.

Bizim Anayasayı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Meclisi ıskat amacı gütmüş olsaydık, bunu da söylerdik, hatta gider Meclise de bombayı koyardık. Böyle bir amacımız olsaydı, bunu söylerdik ve yapardık. Daha evvelce de belirtmiş olduğum gibi bizim böyle bir amacımız yoktur, tek yazılı belgede, bildiride bu husus açıkça ortaya konmuştur. Orada açıkça da anlatıldığı gibi bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yine bildiride açıkladığımız gibi yerli işbirlikçiler, hain patronlar yani emperyalizmle işbirliği yapan .patronlar feodal mütegalibe yani bezirganlar, tefeciler, toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur. Eylemlerimiz de savcının iddianamesini yalanlamaktadır.

Karakollarda işkence gören bizler olduk, meydanlarda kurşunlanan gene bizler olduk. Bakanların emri ile hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz, yukarıda anlatılanlar, asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır. Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkiyet hakkım toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. Elli köye sahip bir toprak ağasını Anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkmakla itham edilmekteyiz. Asıl egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir. Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede, bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır.

35 milyon metrekare vatan toprağı işgal altında iken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı, iddianame baştan beri arzettiğim gibi sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymetten ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir.

Ben şunu iddia ediyorum ki hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasanın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk.
Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum.

Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceği

blog-image

SOMA MADEN FACİASI

Yer altı ve yerüstü kaynaklarının tamamı Devletin, yani halkındır. Kendi arazinizin altındaki madenleri Devletten işletme ruhsatı almadan işletemez, satamazsınız. Her şeyimizde olduğu gibi sipariş usulü yapılan yasalarla ulusal yer altı ve yer üstü kaynaklarımız, sularımız adeta kapanın elinde kalmakta, denetimi, işletilmesi ahbap çavuş, eş dost ekonomi düzeni içinde yapılmaktadır. Madenciliğimizin öncü kuruluşu Etibank 1935 yılında kurulmuş, 1998 yılında Dinç Bilgin ve Cavit Çağlar’a satılmıştır. Bugün Etibank sadece bor madeni işletir durumdadır. Zamanında alınan işletme ruhsatları alınır, satılır hale gelmiştir. Zonguldak-Gümüşhane bölgesindeki kömür rezervleri Türkiye’nin tüm enerjisini 120 yıl karşılayabilecek miktarda olduğu kamuoyunca bilinmemektedir. Sondaj, araştırma, yatırım, ekipman, maden sahalarının işletilir hale gelmesinden sonra rödovans sözleşmeleriyle kamu kaynaklarının siyasetçi aracılığıyla peşkeş çekilmesi şeklindeki soygun sürmektedir. Demokrat Parti – Adalet Partisi – Milliyetçi Cephe Hükümetleri – Anavatan Partisi ve bugünkü AKP hemen hemen aynı politikaları izlemişlerdir. Gün olmuş istihdam alanı olarak kullanılmış, gün olmuş maliyetleri şişirilerek veya üretilenler ucuz satılarak kaynakları çalınmış, gün olmuş rödovans sahaları siyasetçilerin yancılarına peşkeş çekilmiş, gün olmuş ruhsat sahaları el altından satılmış, gün olmuş kaynakları kullanılmış, gün olmuş siyasetçiler ve yakınlarının makam odaları haline getirilmiştir. Bugüne kadar madenler hiç şeffaflaşmamış, verimli kullanılmamış, yıllarca sanayi ürünü ihracatı yapıyoruz diye işlenmemiş ham madenler yurt dışına ucuza satılmış, işlenmiş ürünler aynı şahıslarla tekrar geri alınmıştır.

Uranyum, toryum, trona, bakır, kurşun, çinko, kadmiyum, demir, krom, boksit, vanadyum, antimuan, tungsten, molibden, nikel, kalay, altın, gümüş bor, trona, sodyum sülfat, tuz , stronsiyum mineralleri, kaolen, seramik killeri, refrakter, killeriy, wollastonit, magnezit, disten, Aandaluzit, sillimanit, olivin, kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, döküm kumu, mermer, alçıtaşı, kireç, perlit, pomza, Vermikülit. alunit, nadir toprak elementleri , serpiyolit, grafit, barit, talk, zeolit , diatomit, bentonit, florit, kıymetli taşlar, ssbest, titanyum, zirkonyumy, hafniyum, lityum , mika, jeotermal enerji , nükleer enerji hammaddeleri, kömür madenlerini kimler işletir, kimler kimlere satar, ne kadar vergi verilir, ne kadar istihdam sağlar, yurt içi hasılaya ne kadar katkıda bulunur bilen var mı?

2014 Türkiye’sinde her yerde kaçak sigara, korsan taksi, kaçak işçi, kaçak yapı, kaçak elektrik, kaçak yolcu vs. görmek olağan halde iken en sonunda kaza ve işçi ölümü sonucunda Zonguldak’ta kaçak kömür madeni işletmesinin olduğunu da duyduk.

Özelleştirilen ve Soma Holding tarafından işletilen SOMA kömür maden ocağında 13 Mayıs 2014 günü meydana gelen iş kazası vicdanı olan her insanı üzdü. Ölenlere rahmet, ailelerini, yakınlarına ve tüm ulusumuza başsağlığı diliyoruz.

Resmi açıklamalarda birinci günü 17 olarak açıklanan vefat eden işçi sayısı 4. Günün sonunda 292’ye yükseldi. (en son vefat eden kişi sayısı 301 olarak açıklandı ve aramalar sonlandırıldı) Kartla giriş çıkış yapılan maden ocağında 4. Gün itibariyle kaç kişinin çalıştığı, kaç kişinin vefat ettiği, kaç kişinin ocakta kaldığı konusunda bilgi verilmemesi, maden işleticisi / sahibi firmanın AFAT’a bilgileri verdik, gidin onlardan öğrenin demesi, ocağı işletenler ile denetleyen Devletin olaya bakış açısını, niyetlerini ortaya koymuştur. Dün olduğu gibi bugünde çalışanımız, emek harcayanımız ne yazık ki hak ettiği sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmişliğe erişememiştir. İnsanı köleleştiren taşeronluk sistemi emek sömürüsüdür, emek ticaretidir. İnsanın satılmasıdır. Kimse bunu verimlilikle açıklayamaz. Belediyelerdeki temizlik işçisinden, otobüs şoföründen, fabrikalarda üretim yapandan, maden işletmelerine kadar her yerde işçiler -emek- asgari ücret sistemi ve taşeronluk uygulamalarıyla sömürülmektedir. İş güvencesinin kaldırılması, kısa süreli çalışma sözleşmelerinin adeta sisteme dönüşmesi, iş sağlığı ve güvenliğinin yasak savmanın ötesine geçmemesi ülkenin gelişmesi ve kalkınması önündeki en büyük engel haline gelmiştir. Merdiven altı ve kayıt dışı ekonomi yasal çalışanları zora sokmakta, emek sömürüsü insanlık dışı uygulamaların artmasına neden olmaktadır. Vergi ve sigorta primleriyle de Devlet adeta işçi ve işverenleri cezalandırır konuma gelmiştir. Kesin sayısı bilinmeyen Afrikalı, Suriyeli, Iraklı, Afganistanlı, Gürcistanlı, Ukraynalılar başta olmak üzere birçok ülkeden gelen ve inşaat, maden ve tekstil sektörlerinde kaçak çalışanlar çalışma iş barışını bozmaktadır. Zaten ülkemiz insanı da Afrikalı, Suriyeli mülteci durumuna düşmüştür.

Vatandaşın haklı istem ve tepkilerine duyarsız kalan Hükümet, zor kullanarak yurttaşı sindirmeye, korkutmaya çalışmakta, emniyet güçleriyle halkı karşı karşıya getirmeye adeta çaba harcamaktadır. Soma’da madenden yaralı çıkan işçimizin ambulansta çarşaf kirlenmesin diye ayakkabısını çıkarmaya çalışması yurttaşlığın yanında insanlık dersidir de. Devleti yönetirken Devleti soyanların yanında saati 5 (beş) TL’ye çalışarak ailesini geçindirmeye çalışanların hassasiyeti ibretliktir.

Soma’daki katliam gibi facia kaza değildir. Dünde bu duyarsızlık, boş vermişlik, kadercilik vardı, bugün olduğu gibi yarında olacaktır. Bilim ve aklı yok sayarak sadece ve sadece yakınına, yanındakine yani yandaşına kamu kaynaklarını aktarmaya çalışanlar olduğu sürece bunları görüp, duyup, yaşayacağız.

İnsanı merkeze alan, hak ve özgürlükleri öncelikli kılan, hukukun üstünlüğünü savunan, bilim ve aklı rehber edinen nesiller yetiştiremediğimiz sürece kaderimize razı olacak, doğruları söylediğimizde birileri tarafından tekmelenecek, azarlanacak, kimlikler sorgulanacak ve cezalandırılacağız. Devleti yönetenler, Cuma hutbeleriyle iş sağlığı ve güvenliği konusunda hiçbir eğitim ve bilgisi olmyan imimlar aracılığıyla halkı kandırmaya devam edecek, kader diyerek kendilerini sorumluluktan kurtarmaya çalışacaklardır. Psikolojik travma yaşayan acılı ailelerin dini telkinden çok psikolojik desteğe ihtiyaçları olduğunu ne zaman öğreneceğiz?

Facia gerçekleşeli 4 gün oldu, 292 (güncel son vefat: 301) ölü sayısına ulaşıldı, daha fazla olmasından korkuluyor, ne yazık ki sorumluluk üstlenen bir tane siyasetçi ortaya çıkmadı, bir tane kamu görevlisi sorumlu tutulmadı, bir tane işletme sorumlusu, yöneticisi, sahibi Savcılığa çağrılmadı. Tek yapılan Devlet gücünü kullanarak işçileri susturmak, işten atarız tehditleriyle konuşmalarını önlemek. Acılı ailelere bile hoşgörüyle yaklaşamayan, gaz sıkan, tekme atan, susturmaya çalışanların emeğin hakkının yanında olabileceğini düşünmek saflık olacaktır. Enerji Bakanının açıklamaları da haber muhabirliği boyutundan öte gitmemektedir.

Soma’daki katliamla ve benzer olaylarla ilgili olarak diyoruz ki;
1- Öncelikle insan haklarının savunulabilmesi, sorumluların en ağır şekilde cezalandırılmaları için açılacak maddi-manevi tazminatlarda yargı harçları binde 68,31’den binde bire (1) indirilsin,
2- Tüm madenlerde çalışanların hakları hukuki güvence altına alınsın. İş kazası olan işyerlerinden yasayla belirlenecek haller dışında en az 5 yıl süreyle işçi çıkarılması engellensin,
3- İş sağlığı ve güvenliği konusunda öncelikle eğitim çalışmaları yapılsın, ücretsiz sertifika kursları düzenlensin, sertifikasız işçi çalıştırılmasın,
4- İşverenlerin malları işçi ücretlerinin teminatı olsun,
5- İş sağlığı ve güvenliği konusundaki İLO sözleşmeleri işler hale getirilsin.
6- Tehlikeli iş yerlerinde Devletin yanında bağımsız denetim kuruluşları da (Ücreti Devlet tarafından ödenmek koşuluyla) denetlesin,
7- Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar için kişisel sorumluluk getirilsin,
8- Hak ve özgürlüklerin kullanılması konusundaki yasal engeller kaldırılsın.
9- Hükümet yetkililerince Soma’da hayatını kaybeden işçi kardeşlerimize Şehit denildi. Kendilerine aynen katılıyor, Ölenlere ŞEHİT, kalanlara ise GAZİ haklarının verilmesini talep ediyoruz.
16.05.2014
CHP TABAN HAREKETİ.

blog-image

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu olsun.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu olsun.

Emperyalistlerle çıkarları için iş birliği yapanlar işgalci emperyalistlerin Anadolu’nun içlerine kadar ilerlemesini sağlamıştır. 95 beş yıl önce 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal halkı örgütlemek, kurtuluş savaşını başlatmak için Anadolu’ya geçmek için Samsun”a çıktı. İşgal atındaki; İskenderun, Kilis, Antep, Maraş, Elbistan, Urfa, Adana, Mersin, Osmaniye, İzmir, Bursa, Balıkesir, Eskişehir, Kütahya, Afyon, Manisa, Uşak, Denizli, Edirne, İstanbul’un düşman işgalinden kurtarıldı ve ateşkes 11 Ekim 1922’de Mudanya Bırakışmasının (mütarekesinin) ardından 24 Temmuz 1923’de Lozan konferansıyla son buldu.

Atatürk’ün Samsuna çıktığı gün 1935’de Atatürk Günü, 1938’de, Gençlik ve Spor Bayramı, 1980 yılından itibaren Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır.

Ulusal bayramlar arasında bulunan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dansların edildiği, eğlenildiği gün değildir. Sportif faaliyetlerle gençliğin dinamizminin sergilendiği, geçmişin anımsandığı, derslerin çıkarıldığı günlerdir. Her fırsatta Cumhuriyet Bayramı başta olmak üzere ulusal bayramların kutlanmasını engellemeye çalışan AKP Hükümeti 2014 yılında da bayram kutlamasını engelleyecek mazereti bulmuştur. İnsan olan herkesin vicdanını resmi açıklamalara göre 301 insanın yaşamını yitirdiği SOMA Kömür Madeni faciasını gerekçe göstererek bayramın kutlamasını çiçek koyma törenine dönüştürmüştür. Pekala programda çok az değişikliklerle Atatürk’ün Samsun’a çıktığı gün anılabilir, binlerce insanımızın kanlarıyla savundukları vatanın değerliliği anlatılabilirdi.

Dini ve ulusal bayramlarımızın amacına uygun olarak kutlanması ortamının sağlanması Devletin görevidir. Yasaklama ve iptallerle ulusal birlikteliğin çözülmeye çalışılması yanlıştır.
Gençlerimizin bayramlarını kutlarız. Umarız Atatürk devrim ve ilkelerine sahip çıkarak bilim ve aklın ışığında insanlığa ve insanımıza yararlı olurlar.

blog-image

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

29 Ekim 2012 ve 29 Ekim 2013 günü aşağıdaki mesajı yayınlamıştık. Dünü unutmama adına mesajı değiştirmeden 2014 yılında da yayınlıyoruz.
“CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.
Ulusal Bayramları resmi törenlerden, statlara sıkıştırmaktan kurtaracağını söyleyen AKP bilindiği üzere önce bayramları yasaklamış, sonra hastalık, terör vs. gerekçelerle iptal etmişti. 29 Ekim 2012 günü görüyoruz ki; sürekli halkın yaşam biçimini düzenlemeye, Ebu Suut Efendi fetvalarını uygulamaya, Emevi, Abbasi İslam anlayışını dayatmaya çalışan, emperyalist güçlerle işbirliği içindeki bir avuç zihniyet halkımızı bölmeye çalışmaktadır. Cumhuriyet bayramını kutlamaya çalışan halkı engellemeye, yasal gerekçelerin arkasına sığınıp “Adam olmak” demek olan Cumhuriyeti Bayramını kutlamalarını yasaklamaya çalışan başta Ankara Valisi olmak üzere, diğer il Valilileri, onlara talimat veren Hükümet üyeleri istifa etmeli, görevden alınmalıdırlar” Bir yıl gibi kısa süre içinde Başta Taksim Gezi olaylarında, devamında ODTÜ’de özellikle gençlerimiz hedef alınmış, anne babalarının tokat vurmadığı çocuklarımıza Devletin olanca gücüyle saldırılmıştır.
Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan katledilmiş, yüzlerce yurttaş sakat bırakılmış, kör edilmiş, 7000’in üzerinde kişi yaralanmış, milyonlarca insanın uyarısı siyasetçe anlaşılmamıştır. Türkçe de bulunmayan harflerin kullanılması dil devrimi ve türkçenin özellikleri dikkate alınmadan serbest bırakılmış, mezhep ve inanç farklılıkları Hükümetin asli politikası haline gelmiştir. İşbirliği yaptığmız, komşu ülke kalmamış, saygın ülke konumundan terör ve teröristlerle işbirliği yapan ülke konumuna gelinmiştir.
En büyük bayram elbette Cumhuriyet Bayramıdır. Hepinize kutlu olsun.
CHP TABAN HAREKETİ –

blog-image

CHP İKTİDAR OLMAK ZORUNDADIR

Kamuoyunda iktidar ve iktidar yanlıları ile iktidarın değirmenine su taşıyanlar CHP aleyhine karalama kampanyalarını yine hızlandırdılar. İktidarda kalmak için her şeyi göze almış olanlarla, kim olduklarını bilmediğimiz aynı merkezden beslendiklerini sandığımız kişiler seçim sürecinde değil, her günün yirmi dört saatinde Devletin kurucusu partiyi karalamak için elinden gelen çabayı gösteriyorlar. Genelde kullandıkları yöntemler; geçmişi karalamak, kabuk bağlamış ortak acıları kaşımak, toplumun belirli kesimlerinde karşılık bulacakları çarpıtılmış gerçekleri hoşa gidecek şekilde söylemek. Bunu da başardıklarını, en azından CHP’ye 4-5 puan kaybettirdiklerini söyleyebiliriz.

Son günlerde özellikle etnik kimliği veya inancı, mezhebi nedeniyle bazı CHP milletvekillerine doğrudan CHP’yi öne çıkararak saldırılmaktadır. Aslında saldırılan o kişiler değil, CHP’dir. CHP felsefesi, CHP ilkeleridir. Çağ dışı ilkel anlayışların, çıkarcı, saptırımcı ve işbirlikçilerin önündeki tek engel tam bağımsızlığı, özgürlü savunan Atatürk ilke ve devrimlerinin savunucusu CHP’dir, CHP’lilerdir.

Ne yazık ki Ülkemiz bugün ahlaktan yoksun bireylerin egemen olduğu, hukukun üstünlüğünün yok edildiği, adalet duygularının köreltildiği bölünme aşamasına gelmiş / getirilmiş durumdadır. 60 yıldır izlenen ABD güdümlü politikalar meyvesini vermiş, Osmanlının parçalanmasını sağlayan seramik müzesinde imzalanan 433 maddelik Serv dayatmasında olduğu gibi önümüze içeriğini bilmediğimiz çözüm süreci dayatmasını koymuşlardır. Sözüm ona yarım asır uygulanan olağanüstü hal doğu ve güneydoğuda kaldırılmış, olağan üstü hal komuta zinciri askerin elinden alınarak Valilere verilmek suretiyle olağan hale gelmiştir. Doğu ve Güneydoğu da dünkü hukuksuzluk, mezalim, işkence, ağalık-marabalık düzeni ne ise bugün de odur. Ülkemizin diğer yerlerindeki insan hakları ihlali, hukuksuzluk neyse Doğusunda da odur.

Kıbrıs Barış Kuvvetleri komutanlığı yapmış, Çekiç Güce karşı çıkan, ABD’nin Kuzey Irakta oluşturmaya çalıştığı Kürt Devletinin Türkiye için zararlı olacağını ifade ettiği için ABD tarafından istenmeyen, Doğumuzdaki sorunların demokratik yollarla çözümlenmesi gerektiğini ifade eden, JİTEM’in kurularak yargısız infazların yapılmasına, itirafçılarla birlikte silah ve uyuşturucu kaçakçılığına karşı çıkan, İncilik üssünden kalkan ABD uçaklarının PKK’ya yardım dağıtıyor, diyen Jandarma Eski komutanı Eşref Bitlis 1993 yılında nedeni henüz bilinmeyen şekilde ölmüş/öldürülmüştür. Demokratik yollarla çözüm isteyen iyi yetişmiş, gerçekten yurtsever ve demokrat Jandarma Genel Komutanının ölümünden sonra birlikte çalıştığı ekip birer birer öldürülmüştür. 12 Eylül darbecilerinin ürünü parti ve devamı partilerce politikalar değiştirilmiş bazen asker, bazen PKK kullanılarak izlenen köy boşaltma, batıya göç ettirme yoluyla toprak ağalığının yıkılması süreci ters tepmiştir. Gelişen bilgi iletişim teknoloji, batı ülkelerinin enerji dağıtım ve kaynaklarına egemen olma, SU havzalarını ele geçirme istekleri HES projeleriyle, Karadeniz sahil yoluyla, maden arama ruhsatlarıyla ortaya çıkmış durumdadır.

Türkiye dönem noktasındadır ve bizce halkımızın önünde belli başlı üç seçenek vardır.
1. Yol; Hırsızlığı, yolsuzluğu, ABD güdümlü politikaları benimseyip, yurttaşlar arasında kin ve nefret tohumlarının ekilmesini, baskı ve küfrü, ülke varlıklarının, topraklarının, madenlerinin yabancılara satılarak, borç alınarak zenginleşmeyi, Hakkın değil, güçlünün egemen olduğu yönetim anlayışı ve ülkeyi seçeceğiz,
2. Yol; kim ne yaparsa yapsın haklarını kullanmayan, görevlerini yapmayan nemelazımcı yurttaşların çoğunlukta olduğu ülkeyi seçeceğiz.
3. Yol; Yeniden yapılanarak, şeffaf, birlikte, hukukun üstünlüğünü savunarak, ulusal değerlere ve kimliğe sahip çıkarak, eşit yurttaşlık haklarının sözle değil, eylem ve uygulamalarla sağlayarak, kimsenin diğerinden üstün olmadığı, vatandaşlar arasında, görevi, yetkisi, konumu, ne olursa olsun ayrım ve ayrıcalığın yapılmadığı, hakça ve eşitçe paylaşımın esas olduğu, hak edenin haklarının korunduğu, bilim ve gelişmeyi hedef alan eğitimli, gelişmiş, inançların serbestçe yaşanabildiği, özgürlüklerin sınırsızlığının sadece diğer kişinin özgürlüğüyle sınırlanabileceği, insanın ve insanlığın merkezde olduğu ülkeyi seçeceğiz,

CHP’nin tarihinde Devlet kurma becerisi, kararlılığı, azmi ve yeteneği vardır. Aslında Türk Devriminin gerçekleşmesinde emeği geçen, şehit kanlarıyla sulanmış toprakları yurt edinen her yurttaş CHP’lidir. Doksan yıldır Devleti, yurttaşları koruyup, kollayan Parti CHP’dir. Yapısı hata yapmama üzerine kuruludur. Hata yaptığında halk kendisine çok ağır cezalar verir. Halkımız CHP’ye güvenir. CHP’siz demokrasi olmayacağını bilir. Çünkü çok partili düzene CHP kendisi geçmiştir. Kendisi her şeyiyle egemen olduğu 1954 seçimlerinde iktidarı teslim etmekten çekinmemiştir. Tarihi doğru okumak gerekir. Hangi güç o günlerde İsmet Paşa’ya karşı gelebilirdi? İsmet Paşa “temiz seçim istiyorum” demeseydi DP iktidar olabilir miydi? CHP işte bu gelenekten geliyor. Her fırsatta doğrudan veya dolaylı yollardan Atatürk ve devrimlerine karşı çıkanlar bugün iktidardadırlar. Bazen iki ayyaş derler, bazen bir gecede insanları cahil etti derler (sanki harf devrimi yapılınca okuma yazma unutuluyor), bazen olmayan dili varmış gibi gösterirler, bazen Türkçe yetersiz dil deyip aşağılayarak, öykündüklerin Arap dilini överler. Algı yönetmeyle, ülke yönetmek farklı kavramlardır. Aynen kılıçla zafer kazanabilirsiniz ancak kılıcın üzerine oturamadığınız gibi. Algı ile iktidar olursunuz da muktedir olamazsınız. DP, ANAP, AP gibi yüzde ellilerle iktidar olur, sonradan sıfıra inersiniz. CHP bu partilere benzemez. AKP’ye hiç benzemez.

Bugünkü CHP’nin Sayın Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun dürüstlüğünden, insancıllığından, demokratlığından hiçbir şüphemiz yoktur. Kendisinin Atatürk, Vladimir Lenin, De Gaulle, George Washinton, Mao Zedong, Sultan Süleyman gibi lider olmadığını biliyoruz. Ancak Kılıçdaroğlu’nun iyi bir insan, iyi bir yönetici olduğunu, yanındaki kişilerin en az yarısının da kendi görüntüsünü bozduğunu biliyoruz. O da bizim kusurumuz. Parti örgütünü yenileyemedik. Yenileştiremedik daha doğrusu bu yönde fırsat bulamadık. Ama her şeye rağmen diyoruz ki 90 yıllık geçmişi olan, bilgi, birikim deneyimleriyle ülkeyi karanlık günlerden aydınlığa barış içinde birlik ve beraberlik duygularıyla çıkarabilecek tek parti CHP’dir. CHP anlayışıdır, CHP zihniyetidir. 90 yıl önce ne demişsek, bugünde aynı ilke ve hedeflerle söylüyoruz.

CHP içinde konuşulmayacak, konuşulamayacak hiçbir konu yoktur. Her şeyi yeri geldiğinde, ortamında tartışır, konuşuruz. Elbette CHP Gezi olaylarında, Uludere’de, Reyhanlı’da ve diğer yerlerde katledilen yurttaşlarımızın yanında olacaktır. Elbette suçluların ortaya çıkarılması, yargılanması için T.C. Devletinin tüm kurumlarını göreve davet edecektir. Devlette ahlak yoktur. Devlette kin tutulmaz. Devlet suçluyu korumuz. Devletin kuralları vardır ve eşit şekilde, ayrım gözetmeksizin uygular, uygulaması gerekir. Yoksa Devlet ortadan kalkmış demektir. CHP’li olarak diyoruz ki Devlet suç işlemez. Devlet politikası başka şeydir, Devlet görevlilerinin eylemleri başka şey. Bu noktadan hareketle diyoruz ki; Dersim bölgesinde 1937-1938 yıllarında günümüzden baktığımızda katliam yapıldığını görüyoruz. Hiç kimse bunu yokmuş kabul edemez. Hiç kimse 600-700 yıldır sürdürülen feodalite düzenini 1937-1938’e sıkıştıramaz. Bugün farklı bir yapımı var? Yargısız ölen sayısı az olunca suç ortadan mı kalkıyor? Dersim katliamı sırasında hasta olan Atatürk’e de doğru bilgi verildiğine inanmıyoruz. Atatürk’e isyan var denildiğinde “isyanı bastırın” demesi kadar doğal bir emrin olamayacağına da inanıyoruz. Herhalde Atatürk veya hükümet üyeleri o dönemlerde gidin çocukları, yaşlıları da öldürün dememiştir. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması varsa suç ve suçluların bilinmesi için T.C: Devletinin kuruluşundan itibaren gizli meclis görüşmelerinin açıklanmasını, Meclis araştırma komisyonu kurulmasını istiyoruz. Mademki CHP suçlu alın size fırsat. Kurun komisyonları, açın arşivleri gerçeği millet öğrensin.

Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin iktidar olması demokrasinin tekrar raylarına oturması için fırsattır. İki dünya savaşı ile birlikte kurtuluş savaşını da yönetmiş kadroların geleneğinden gelen, genlerinde Devlet yönetme becerisi bulunan CHP’nin tekrar iktidar olması tam bağımsız, özgür Türkiye’nin tek, belki de son şansıdır. 31.12.2014

WordPress gururla sunar | Tema: Spicethemes tarafından geliştirilen Spiko